Skip to main content

Yarın bambaşka bir insan olacağım diyorsun. Niye bu günden başlamıyorsun? Epictetus

Ögeler etikete göre görüntüleniyor: Ebru Çalışması

Thumbnail image

Anadolu Güzel Sanatlardaki Tüm Kurslar

 

Öte yandan, yine «Ülkelerin Kültür Politikalarından öğrendiğimize göre, «Sartre'ın önerdiği existentialiste çizgide gelişen Japonya'da resmi bir Japon Kültür Politikası'ndan söz etmek kolay değil.» (16) Demir Özlü ise, «önce İsveç'te kültür ve sanat yaşamının, toplumda, en önde gelen bir yaşama biçimi olmadığını söyleyeceğim,» diye söze başlayarak bizi yine iyice şaşırttıktan sonra, «bu toplumda kültür ve sanat yaşamı, bir ölçüde, arka planda yer alır.

Çünkü en modern ölçüde teknolojik bir toplumdur İsveç,» diyor. Bu arada, İsveç'te düşünce özgürlüğünden söz ederken, «İsveç'te sanatçının düşünce ve yaratma özgürlüğünün tam olduğu»nu aktarmakta, ama «basın radyo ve TV'nin tekeller elinde olduğunu belirttikten sonra, kamuoyunda 'beyin yıkama' diyebileceğimiz, düşünsel kategorilerin oluşturulduğunu sözlerine eklemekte, böylece. Batı Avrupa'da sanatsal düşünce özgürlüğünün gerçek yüzüne değinmektedir.» (17) [Nitekim bir yazımızda biz de Batı Almanya'daki bu durumu göstermeye çalışmıştık.

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Ebru Sanat Öğrencilerin Yaptıkları

Thumbnail image

YGS Universiye Hazirlik Sanat Egitim Kurslari

 

Özellikle Batı Avrupa ülkelerinin sanatsal kültür yaşamlarında insanı imrendirecek şu özelliklerle karşılaşıyoruz: 1) Demokratiklik; 2) Siyasal özgürlük; 3) Çoğulculuk. Sözgelişi, İngiltere Kültür Bakanı şöyle diyor:

 

«Siyasal gerekçelerle sanata hiçbir kısıtlama getirilemez... Sanat Kurulu tamamen siyaset dışı bir kuruluştur. Siyasal düşüncelerle atanmamıştır... Çok farklı siyasal inançları olan bakanlar bu geleneği sürdürebilmişlerdir.» (10) Fransız Kültür Bakanın sözleri ise şöyle: «10 Mayıs seçimlerinin sonuçlarını işçi sınıfına borçluyuz, bugüne dek sanatsal etkinliklerden en uzak bırakılmış sınıfa...

 

Tek model yok! Her tür sanata yollar açık: Herkese seçim hakkı! Herkese yaratma hakkı!... Her modern devlet, merkeziyetçiliğin açtığı yaraları sarmak. Zorundadır.»

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Fotoğraf Kurs Ortamı Fotoğrafları

Thumbnail image

Payjaj Mimarligi Kurslari

 

 

Bunun en son somut bir örneği. Kültür Bakanlığı'nın yine kaldırılarak, Turizm ve Tanıtma Bakanlığı'na bağlanışı; daha doğrusu, tümüyle büyük sermaye kuruluşlarının etkinliği alanma devredilmeden bir «yed'i emine tevdi edilerek», sözünü ettiğimiz «geçiş dönemi» içinde yerinin belirlenmesidir.

İşte bu «geçiş dönemi» sürecinde, kanımızca, sanatsal kültürün yönlendirilmesi boşluğu ve dolayısıyla bir sanatsal kültür bunalımı doğmuştur.

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Ebru Sanat Öğrencilerin Yaptıkları

Thumbnail image

Lise Ogrencilerine Ozel Kurslar

 

SANATSAL KÜLTÜRÜN YÖNLENDİRİLMESİ SORUNU

Hiç kuşkusuz, toplumca bir «geçiş dönemini yaşamaktayız; buna, «3. Cumhuriyet'e Geçiş» de diyebiliriz. Yeni ekonomik belirlenmenin uzantısında yeni bir üstyapısal düzene geçişi gösteren bu dönem, bizce toplumumuzun kendi tarihsel gelişim süreci içindeki bir dönüşüm noktasını oluşturmaktadır. Şöyle ki, nasıl 1. Cumhuriyet kendi ekonomik dayanaklarını

 

1. İzmir İktisat Kongresi'nden alarak, ekonomi politikasını ülkemizde kapitalizmi geliştirmeye yönelik bir devletçiliğe bağlamışsa; gelecek günlerde var olacağını sandığımız 3. Cumhuriyet de kendi ekonomik dayanaklarını 24 Ocak kararları ile 2. İzmir İktisat Kongresi'nden alarak, ekonomi politikasını liberalizme bağlamış görünmektedir.

 

Ne var ki, «rüştünü ispatlama»ya çalışan ülkemiz kapitalizmi, (burada Steinbeck'in Leny tipini anımsayalım) büyümüş ama gelişmemiş olduğu için, devletin eşgüdümcü-yönlendirici rolüne (yani, büyük sermaye, sınaî, malî ve ticarî kuruluşlar arasında çıkar uyumunun düzenlenmesine) ihtiyaç duyacaktır. Ama kesin bir gerçek varsa, o da bu «geçiş dönemi»nde kapitalizmin devletçilikten göbek bağını iyiden iyiye kopararak özerkleştiğidir.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Ebru Sanat Öğrencilerin Yaptıkları

Thumbnail image

Kursda Ogretilen Teknikler

 

Bu arada, «duygusal bir adam olarak şiir bile yazan» Kastelli'nin sanata olan yakınlığının, sanatın kendi yaşamına etkisi ve yol göstericiliğinin aslında Gorki'den kaynaklandığını da öğreniyoruz: «Dedim ya,» diyor Kastelli, «Gorki'nin 'Ekmeğimi Kazanırken' eserinin çok tesiri altında kalmışımdır. Çok hareketli oluşum, geçinmek için ekmek parası peşinde koşmam, kazandıkça kazanma hırsımı kamçıladı, yenilik ihtiyacı hissettim, Borsa Acentası olarak çalışmaya başladım.» 

 

Gor ki'den esinlenen Kastelli, bu eylemini ve konumunu da şöyle açıklıyor: «Ben aracıyım. Komisyon alıyorum. Yani ben Lüks Nermin'im. Zampara (yani, bankalar - A.Ç.) ile orospu (yani, halk, tasarruf sahipleri A.Ç.) birleşiyor (yani bankalar halkın ırzına geçiyor A.Ç.). Ben parsayı alıyorum.»

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Fotoğraf Kurs Ortamı Fotoğrafları

Thumbnail image

Hobi Sanat Gruplarimiz

 

Hiç kuşkusuz, Kastelli Kültür ve Sanat Vakfı'nın kurulmuş olması, bizlere ülkemizin sanatsal gelişmesi içinde, ne «Kastelli tipi» bir sanatın, «Art Kastelli»nin var olacağını; ne de Kastelli şiirleri, oyunları, resimleri, filmleri yaratılacağını gösterir. Gösterdiği tek olgu, sanatsal yaşamımıza artık bankerlerin de sahip çıkmaya başlamış olduğudur.

 

Bankerlerin sanatsal yaşam içindeki etkinlikleri ise, kapitalizmin toplumsal yaşamımızdaki etkisi dışında düşünülemez. Böylesine bir etki ise yine ülkemizde kapitalistçe ilişkilerin azgelişmişliği ve karmaşıklığıyla doğru orantı içinde olacak; yani, toplumsal ilişkilerin genel karakterine ve yapısına bağlı kalacaktır.

 

Çünkü bugün, bir yanda, «lumpen-kültür» ve «korsan kültür»; öte yanda, seçkinci akademikçi ve resmî bir kültür-sanat karmaşası içinde bulunmaktayız. Bütün bunların geniş halk kesimlerinin gerçek sanatsal çıkarları ve etkinlikleriyle ne denli bağdaşacağı oldukça çelişkin gözükmektedir.

 

O halde, bütün bu karmaşık ilişkiler içinde, egemen bir kesim olarak bankerliğin sanatsal yaşama sahip çıkma olgusu karşısında şu soruları gündeme getirebiliriz: 1) Böylesine sanatsal etkinliklerin geniş halk kesimlerinin çıkarlarına ve gerçek sanatsal gereksinimlerine ne denli cevap vereceği, 2) Bu gibi etkinlikler karşısında ne gibi seçeneklerin oluşturulabileceği.

 

Unutulmamalıdır ki, aslında gerçekliğin bir yansıması olan sanata sahip çıkmak, gerçekliğe, dolayısıyla, onu var eden yaşam mücadelesine sahip çıkmak demektir. Ancak bu yönde karşı seçenekler oluşturulabilir; başka bir deyişle, hem bir toplumsal bilinç biçimi, hem bir zihinsel üretim biçimi, hem de bir toplumsal kurum olarak sanata sahip çıkmanın yolu, sanatı, yaşamsal mücadelenin bir şekli olarak ele almaya bağlıdır.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Ebru Sanat Öğrencilerin Yaptıkları

Thumbnail image

Kursda Ogretilen Teknikler

 

Aslında, bu süreç, 19. yüzyılın başından süre gelen genel «Batılılaşma» sürecinin son halkasından başka bir şey değildir. İki yüzyılı kapsayan bu süreçse, Batı'nın ileri gelişmiş kapitalist sistemine uydulaşmanın bir anlatımıdır aslında. Bu nedenle, ancak dile, tarihe ve kültüre yapay değil, sahici; pozitivist değil, maddeci bir gözle bakabilirsek, bunları ulusal çerçevede doğru olarak yerli yerine oturtabiliriz. Kültür ancak üretimle, üretim tarzı ve ilişkileri ile ele alındığında; ancak toplumsal işbölümüne bağlı olarak, maddi kültür ile manevi kültür arasındaki çelişkileriyle birlikte görüldüğünde doğru olarak değerlendirilebilir.

 

 

Ne dil, ne de tarih kuramsal kurulmalar ya da kurgusal oluşumlardır; ikisi de toplumsal praksisin ürünüdürler, hele dil pratik, gerçek bilincin ta kendisidir. Dolayısıyla, tarihi ve tarih bilincini, toplumsal-sınıfsal bilinçten soyutlayarak tarihe bakmak, bizi her zaman yanılgılara, yanılsamalara ve aldatmacalara götüreceği gibi; tarihi kendi belirtenleri doğrultusunda sürekliliği içinde görmemek de, geçmişi özümlemekten ve aşmaktan bizi yoksun bırakacaktır.

 

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Üni. Haz. Kurs Ortamı Fotoğrafları

Thumbnail image

Hobi Sanat Egitici Kurslar

 

—Türk toplumunda 1923 dönüşümü özellikle dil ve tarih açısından yenilikler getirmiştir. Kimi çevrelerce geçmişin yadsınması olarak yorumlanan bu dönüşümler sonucu eski kültür kaynaklarıyla bağlarımızın koptuğu savı ileri sürülmektedir. Bu kanıyı paylaşıyor musunuz?

 

—Sorunuz çok yönlü bir bakışı gerektiriyor. Önce şunu söyleyeyim, «1923 dönüşümleri» olarak adlandırdığınız yenileşme etkinlikleri, hiç kuşkusuz, yeni kurulan bir devlete ulusal kimliğini kazandırma yolunda girişilmiş etkinlikler olup, dil ve tarih alanındakiler bunların kültürle bağlantılı en önemlilerin-dendir.

 

Bu arada, çok-uluslu Osmanlı Devleti'ne karşı tek-uluslu bir devlet kurma girişimlerinde, yeni bir dil, tarih ve kültür anlayışının yerleştirmeye çalışılacağı da çok doğaldır. Hele dil konusunda, bir kast dili olan Osmanlıca yerine, halkın dili olan Türkçenin benimsenmesi ilk bakışta çok olumlu bir etkinliktir.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Üni. Haz. Kurs Ortamı Fotoğrafları

Thumbnail image

Çocuklar İçin Ozel Kurslar

 

Böylelikle, uluslararası ölçekte maddi üretime egemen olan gelişmiş ülkeler, uluslararası ölçekteki manevi kültüre de egemen olmuşlar; başka ulusların kültürlerini baskı altında tuttukları kadar, gelişmelerini de önleyecek ve yozlaştıracak şekilde «kitle kültürü»nü uygulamaya geçmişlerdir.

 

Öte yandan, gelişmiş kapitalist ülkelerin kültür düzeyleri ile geri bıraktırılmış ülkelerin kültür düzeyleri arasındaki fark gittikçe açılırken, kendi teknolojik ilericiklerini «uygarlık» olarak ortaya koymuşlar, kendi maddi sömürülerinin sürdürülebilmesi için maddi üretim tarzlarını kendilerine bağımlı kıldıkları ülkelerin kültürlerini «manevi kültürü» içinde tutmaya çalışmışlardır.

Öyle ki, bu «kitle kültürü», tekelci kapitalizmin uluslararası niteliğinden ötürü hem o belli ülkenin halkı üzerinde, hem de kendilerine bağımlı kıldıkları öbür halklar üzerinde uygulanabilme alanını bulmuştur. Ortadaki bağımlı kılıcı ilişkilerin üstünün örtülmesine hizmet ettiği için de bu «kitle kültürü» gerçekliğin yansıtılmaması amacına aracılık etmesi dolayısıyla «sözde gerçekler», «yanılsamalar» ve «aldatmacalar» üstüne kurulmuştur; nitekim başka türlüsü de zaten kendi özüne aykırıdır.

 

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Ebru Sanat Öğrencilerin Yaptıkları

Thumbnail image

Anadolu Genel Bütün Kurslar Hakkında Kısa Bilgi Veriyor

 

Nitekim tarih boyunca, uzlaşmaz toplumlardaki kültürel gelişme egemen kesimlerin kendi çıkarlarıyla uygunluk içinde olmuştur; çünkü toplumda maddi güce sahip kesim, manevi güce de sahip olmuştur; bir başka deyişle, maddi kültürü oluşturan maddi üretim araçlarına egemenlik, daha önce de gördüğümüz gibi, maddi üretimin belirlediği manevi kültüre de egemenliğini getirmiştir.

 

Bu nedenle, öncelikle kendi fikirsel-değerler içeriğinde dile gelmek üzere, toplumda çelişkin kültürel farklılaşmalar görülür. Örneğin, kapitalizm aşamasındaki burjuva toplumlarda iki çeşit ulusal kültür vardır; biri, burjuva kesimin kültürü, öbürü emekçi kitlelerin kültürü ki burjuva kültürü topluma egemen kültürken, öteki ancak az çok gelişebilmiş öğeler halinde var olur. Ne var ki, bu iki kültür şekli, birbiri karşısında donmuş, kesin kutuplar halinde değildir. Bu kültür farklılaşmasında, burada, üç şeyi açıklamak gerekir.

 

Thumbnail imageThumbnail imageThumbnail image

Yayınlandığı Kategori Ebru Sanat Öğrencilerin Yaptıkları
Sayfa 1 / 5